KENTSEL DÖNÜŞÜM

April 6, 2020 - RPT, YAZILARIMIZ

*Ticaretin gelişmesi nüfus yoğunluğunu artırmış, tarımsal üretim kapasitesinin çok üzerinde oluşan bu nüfus, ticaret ve tarım dışı üretim becerileri kazanmıştır. Bunun sonucunda artan nüfus, yerleşim ihtiyaçlarını karşılamak için kentlerin oluşmasını sağlamıştır.

*Tarım ve sonrasında endüstri devrimi insanlık tarihinde büyük bir değişiklik yaratmıştır. Toplumun sosyal yapısına, inançlarına ve geçim kaynaklarına göre değişik kent biçimleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca, 1939-1945 yılları arasında yaşanan İkinci Dünya Savaşı’nın kentlerde yol açtığı yıkımlar, yerle bir olan yapı stoğunun büyük ölçüde planlı olmadan yenilenerek yeniden kullanılmaya başlanmasıyla sonuçlanmıştır.

*Üretim için cazibe merkezlerine yığılmak ve her insanın yaşadığı bölgede en temel ihtiyacı olan barınma ihtiyacını gidermek için konut edinme durumu kişilerin barınma sorunlarını hızlı ve ucuza çözebilmeleri için geliştirdikleri gecekondulaşma yöntemleriyle aşılmaya çalışılmıştır.

*Gecekondular başlangıçta hiçbir mühendislik ve mimari bilgisi olmayan insanlarca kendi barınma ihtiyaçlarına yönelik kamu arazilerini işgal etmeleriyle başladı. Hükümetler ve belediyeler her ne kadar gecekondulaşmanın önüne gecekondu yıkımlarıyla geçmeye çalışmışlarsa da gecekondulara tapu verilmesi birçok defa seçim propagandası olarak da kullanılmıştır.

*Günün sonunda endüstri devrimi, savaşlar, sanayileşme ve üretim merkezlerine göç şehirlerde konut patlamasını da beraberinde getirmiştir. Ülkemizde 1950 yıllarından sonra sanayileşmenin gelişmesi nedeniyle kırsaldan kentlere hızlı bir şekilde göç hareketleri oluşmuştur. Bu göç hareketlerine hazırlıksız yakalanan İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi kentler kontrolsüz bir biçimde büyümüş ve gelişmiştir.

*Böylesine büyük bir nüfus artışına hazırlıklı olmayan kentlerde konut sorunu ortaya çıkmıştır. Gecekondu kültüründen dolayı imara uygun yapılan binalarda hem hızlı inşa edebilmek hem de müteahhitin kar marjını yükseltmek için kötü malzemeler, yanlış işçilikler kullanılmıştır.

*Dünyadaki gelişmelere paralel olarak 1980’lere gelindiğinde Türkiye’de de sermayenin daha fazla kar elde etme saikıyla hareket edilerek gereksiz konut yapılması sonucu kentlerin yayılması devam etmiş ve bunun yanı sıra kültürel, tarihi ve doğal zenginliklerin tahribi de gerçekleşmiştir.

*20.yy’ın sonlarına doğru şekillenen yeni küreselleşme politikaları paranın bütün dünyada serbestçe dolaşmasını sağlamıştır. Bu küreselleşme düzeni gelişmekte olan ülkelerin ekonomi, siyaset, kültür, ekoloji, imar, mühendislik ve mimarlık alanlarında da etkili olmuş, kentlerde ve kent yaşamında da farklı bir dönüşüme yol açmıştır.

*Ulaşım alt yapısındaki gelişmeler nedeniyle endüstriyel üretim alanlarının kent merkezlerinin dışına kaymış olması mekansal bir değişikliği de beraberinde getirmiştir. Boşalan endüstri alanları alışveriş merkezleri ve gökdelen yapıları olarak kentlere eklenmiştir. Bu süreç zamanla, eskiyen ve işlevini tamamlamış olan veya tamamlattırılan yapı stokunun bulunduğu alanlara kaymıştır.

*Bu bağlamda “marka kentler” kavramı gündeme getirilerek, yapı stokunun ihtiyaç temelli olması anlayışından giderek uzaklaşılmış, konuya sadece ticari ve ekonomik kaygı ile bakan kent ve ülke yöneticileri, kentlerine yeni sorunlar yüklemişlerdir.

* Tüm bu olgular zamanla kentlerin yaşanabilirliğini kaybetmesine neden olmuştur. Ayrıca, ülkemiz başta deprem olmak üzere çeşitli doğa olaylarından sıkça etkilenen bir coğrafyada bulunmaktadır. Sık aralıklarla yaşamış olduğumuz depremler ülkemizin önemli bir gerçeği olarak can ve mal kayıplarına neden olmuş ve bir doğa olayı olarak kalması gereken depremler ne yazık ki çok büyük acıların yaşandığı “afet”ler olarak karşımıza çıkmıştır.

*17 Ağustos 1999’da yaşanan deprem de bu şekilde yapılmış binaların nasıl bir yıkıma sebebiyet verebileceğini kamuoyuna göstermiştir. Özellikle büyük kentlerde yapılarımızın bir kısmı mühendislik hizmeti almadan kaçak olarak üretilmiştir. Bir kısmı da mühendislik hizmeti almış olsa bile yeterli ölçüde denetim yapılmadan üretildikleri için, imarlı veya imarsız, müstakil veya hisseli parseller üzerinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılardan kaçak kent parçaları oluşmuştur.

* Gölcük merkezli 1999 depremiyle birlikte toplam yapıların yüzde 25 kadarı yıkılmış, ağır hasar görmüş veya orta ölçekte hasar alarak oturulamaz bir hale gelmiş, önemli ölçüde can ve mal kayıpları yaşanmış ve ülke ekonomisine yaklaşık 16 milyar dolar gibi büyük bir yük ortaya çıkarmıştır.

*Depremden sonra bu şekilde yapılmış binaların nasıl bir yıkıma sebebiyet verebileceği uzun uzadıya kamuoyunda tartışılmaya başladıysa da çok geçmeden unutulmuştur. Ancak, 2011 yılının Ekim ve Kasım aylarında yaşanan Van depremleri ile birlikte deprem gerçeği toplumsal hafızalarımızda yeniden canlanmış ve sağlıksız, güvenilir olmayan yapı stoğuna ve yerleşim alanlarına sahip kentlerde yaşadığımız gerçeği su üstüne çıkmıştır.

*Tüm bu yaşananlarla kentlerin bu alanları tam bir çöküntü alanları haline gelmiştir. İşte bu çöküntü alanlarını ve burada yaşayanları tam bir dönüşüm ile geri kazanmayı amaçlayan Kentsel Dönüşüm çok boyutlu bir kavramdır.

*Kentsel Dönüşüm; proje ve uygulamalarında başta şehir plancıları, yerel yöneticiler olmak üzere, finans kuruluşlarını, akademisyenleri, mühendisleri, hukukçuları vb. gibi birçok alanda faaliyet gösterenlerin ilgilenmesi gereken bir olgudur.

*Yapılacak Kentsel Dönüşüm, planlama ve uygulamalarda ilk bakışta kentin belli bir alanın çarpık yapılaşmadan kurtarılıp daha düzenli bir alt yapıya kavuşturma, burada yaşayanların daha modern ve çağa uygun konutlarda yaşamasını sağlamak olarak algılanabilir.

*Yapılacak uygulamalarda bölgede bulunan tarihi yapı ve kültürel değerler korunmalıdır. Çevre ve çevre dengesi dikkate alınarak buna uygun planlamalara gidilmelidir.

*Uygulanacak projelerin finans kaynakları yapılacak fizibilite çalışmaları ile belirlenmeli, yapılacak dönüşümün kamu üzerine yük getirmesine neden olmadan geliştirilecek projelerle kamu ve özel sektör işbirliği içerisinde uygulanmasına, yapılacak üretimle elde edilecek değerin hak ve adalet kurallarına uygun olarak hak sahiplerine dağıtılması hedeflenmelidir.

*Dönüşüm konusunun ülkemizde 1980’li yıllarda önem kazanan bir konu haline geldiğini ve gittikçe artan öneminin kent yasa ve politikalarına yansıdığını söylemek mümkündür.

İlk yapılan Kentsel Dönüşüm çalışmalarında fiziksel boyut ön planda tutulmuştur. Bu projeler tamamen devlet bütçeleri ile yapılmıştır. Bunların kararları yerel yönetim birimlerinde belediye başkanlarının liderliğinde bürokratlarla alınmıştır.

*1984 yılı 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, (2004 yılı 5272 sayılı Belediye Kanunu, 2005 yılı 5393 sayılı Belediye Kanunu, 2005 yılı 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun) doğrudan Kentsel Dönüşüm adı ile anılmasa da Kentsel Dönüşüme yönelik ilkelerin, yetki dağılımına ilişkin esasların belirlendiği yasalardır.

*Nitekim ülkemizde doğrudan Kentsel Dönüşüm adı ile çıkartılan ilk yasa, 2004 yılı 5104 sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu’dur. Buna ek olarak, sözü edilen kanununun uygulama usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla 2006 yılında Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Proje Yönetmeliği yayınlanmıştır.

*Bunun yanı sıra 21.02.2005 tarihinde kararlaştırılan Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı’nın 01.03.2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması Kentsel Dönüşüm projelerinin yasal altlığını oluşturmaya yönelik önemli bir adım olmuştur.

*Ancak, 2011 Van depremlerinin hemen ardından, yirmi milyon yapı stokunun 3’te 1’inin yaklaşık 7 milyon yapının deprem güvenlikli olmadığı ve bunların yenilenmesi gerektiği düşünülerek, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” gündeme gelmiştir.

*6306 sayılı kanunun çıkartılabilmesi 2012 yılını bulmuştur. Kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Yasası olarak algılanan 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 1. maddesinde yer aldığı üzere bu kanunun amacının; “Afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek” olduğu belirtilmiştir.

*Bundan hareketle Kentsel Dönüşüm; yerleşim alanlarında insan hayatı açısından risk oluşturan, çevreye uyumlu olmayan çalışma ve yaşama hayatını olumsuz yönde etkileyen alanların tarihi ve kültürel dokusu korunarak fen ve sanat normlarına uygun olarak yeniden yapılması yönünde projeler geliştirip ve bu projeler doğrultusunda uygulama yapılması olarak tanımlanabilir.

*Kentsel dönüşüm için tek sorun sadece yüksek risk taşıyan yerleşim alanları değildir. Standardı düşük ve niteliksiz yapılar da kentsel yenileme ve dönüşüm yerleri olarak görülmektedir.

*Yenileme alanlarına yönelik uygulamaların planlı bir şekilde yapılması ve dönüşümün kentsel yaşamın odak noktasında insan olduğunun bilinciyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

*Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal gereklilikleri ile teknik ilkelerini görmezden gelerek, ormanları, kıyıları, doğal kaynakları hiçe sayan, kent tarihini, kültürünü yok eden, toplumu ve kentleri kimliksizleştiren bir “Kentsel Dönüşüm” kabul edilemez.

*2019 yılı sonunda İstanbul’da ve Manisa’da, 2020 yılı başında da Elazığ’da yaşadığımız ve halen de art arda gelen çeşitli deprem haberlerine istinaden deprem ülkesi olduğumuz gerçeğinden uzaklaşmadan, sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurabilmek, yaşanabilir bir çevre oluşturabilmek için öncelikle sürece katılacak tüm aktörlerin yer aldığı örgütlenme biçimleri oluşturulmalı ve finans kaynakları tarif edilmelidir. Zira sağlıklı yapı üretiminin zorunluluğu herkesin üzerinde ortaklaştığı bir konudur.

*Ayrıca hukuksal alt yapının kamu yararına uygun olacak şekilde düzenlenerek ortaya çıkacak “ticari faydanın” kent ve kentli yararına olacak şekilde kullanılması Kentsel Dönüşümün öncelikleri arasında yer almalıdır.

*Kentsel Dönüşüm konusu yeni bir imar planı yapılması anlamına indirgenmemelidir. Zira Kentsel Dönüşüm var olan yapı stokunun ve kentsel belleğin kent kimliği ile birlikte korunarak kentin çağdaş ihtiyaçlara uygun olarak dönüştürülüp canlandırılması ve iyileştirilmesi anlamına gelmektedir.

*Projeler, öncelikle gelir elde etme amacıyla değil can güvenliğinin sağlanması, yaşam düzeyinin yükseltilmesini hedeflenmelidir.

*Dönüştürülen alanlarda yaşayan insanların kentsel ihtiyaç ve talepleri gözetilmeli, imar haklarının korunması sağlanmalıdır.

*Açıkçası Kentsel Dönüşüm tüm dünyada geleceğe yönelik toplumsal öngörülerin oluşturulması ve geleceğin yönetilmesi süreci olarak sosyal, ekonomik, çevresel ve mekansal gelişmenin bir bütün olarak ele alınması esasına dayanmalıdır.

    

Av. Samet Fidan

Rosenberg & Parker Türkiye Avukatlarından